ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyon kararı, uzun süren diplomatik temaslar, derin istihbarat analizleri ve belirgin görüş ayrılıklarının ardından şekillendi. The New York Times’in aktardığı bilgilere göre, bu sürecin en kritik anlarından biri 11 Şubat tarihinde Beyaz Saray’da gerçekleştirilen gizli toplantı oldu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Washington’a sessizce gelerek doğrudan Beyaz Saray’a geçti. İlk görüşme Oval Ofis’teki Kabine Odası’nda yapılırken, asıl önemli aşama daha sonra Durum Odası’nda gerçekleşti.
Netanyahu, Trump ve sınırlı bir ekibe İran’a yönelik gizli bir sunum gerçekleştirdi. Toplantıda, İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Direktörü David Barnea ve askeri yetkililer de yer aldı. ABD tarafında ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, CIA Direktörü John Ratcliffe ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine gibi önemli isimler hazır bulundu. Başkan Yardımcısı JD Vance, o dönemde yurt dışında olduğu için toplantıya katılamadı.
Netanyahu’nun sunumunda, İran’ın “rejim değişikliği için uygun bir zamanda bulunduğu” iddia edildi. Türkiye ile ortak bir operasyonun Tahran yönetimini devirebileceğini ileri sürdü. Ayrıca, Trump’a olası yeni liderlerle ilgili bir video izletildi. Sunumda, İran’ın balistik füze kapasitesinin hızla yok edilebileceği ve rejimin ciddi bir şekilde zayıflayacağı öne sürüldü. İç ayaklanmaların tetiklenebileceği ve bölgesel güç dengesinin hızla değişeceği iddiaları da gündeme geldi. Sunumun ardından Trump’ın Netanyahu’ya “Bana iyi geliyor” dediği ve bu ifadenin sürecin seyrini değiştiren bir an olduğu kaydedildi.
Bir sonraki gün yalnızca Amerikalı yetkililerin katıldığı başka bir toplantıda, istihbarat birimleri İsrail’in önerdiği planı derinlemesine inceledi. Yapılan analizlerde, İran liderliğine yönelik doğrudan bir askeri darbenin ve ülkenin askeri gücünün zayıflatılmasının teknik olarak mümkün olabileceği belirtildi. Ancak halk ayaklanması ve rejim değişikliği senaryolarının gerçekçi olmadığı sonucuna varıldı. CIA Direktörü John Ratcliffe, bu tür beklentileri “gülünç ve ciddiye alınamaz” olarak tanımlarken, Dışişleri Bakanı Marco Rubio da bu değerlendirmeye destek verdi. General Dan Caine ise İsrail’in planlarının abartılı olabileceğini ve operasyonun ABD’nin silah stoklarını önemli ölçüde zorlayabileceğini vurguladı. Hürmüz Boğazı’nın kapanma ihtimaline de dikkat çekti.
Beyaz Saray içerisinde bu süreçte belirgin bir görüş ayrılığı ortaya çıktı. Savunma Bakanı Pete Hegseth, askeri müdahaleyi güçlü bir şekilde savunurken, Başkan Yardımcısı JD Vance daha temkinli bir yaklaşım benimsedi. Vance’in, böyle bir savaşın bölgesel istikrarsızlığı artırabileceği ve ABD açısından öngörülemez sonuçlar doğurabileceği yönünde uyarılarda bulunduğu ifade edildi. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise iki taraf arasında daha dengeli bir tutum sergileyerek, rejim değişikliği hedefli bir operasyonun riskli olduğunu belirtmesine rağmen, İran’ın askeri kapasitesine yönelik sınırlı bir müdahaleyi değerlendirebileceğini dile getirdi.
Şubat ayının sonlarına gelindiğinde, ABD ve İsrail istihbaratı tarafından elde edilen yeni bilgiler süreci hızlandırdı. İran’daki üst düzey liderlerin aynı anda açık bir konumda toplanacağına dair istihbarat, kısa süreli bir fırsat olarak değerlendirildi ve bu gelişme askeri planlamaların hızlanmasına yol açtı.